Sanat, bilinçte tasarlanan düşüncelerin ve estetik algının hislerle işlenerek dışa vurulduğu özgün bir ifade biçimidir. İnsanın hayat tasvirlerine işlemesi, ortaya çıkarması ve yarınlara miras bırakması kolay olmayan meşakkatli bir yoldur. Pekâlâ nedir bu sanat yolu? Nedir onu yürünmesi zor kılan?
Sanat yapma isteği yalnızca estetik duygu ve düşüncelerin bilinçte şekillenmesi değil; paylaşmanın o eşsiz hazzını yaşamaktır. Seni kendi benliğine götüren derin bir uykudur. Zihninin karanlığında gezindiğin zifiri bir yol. Bu yolda, kendini bulma telaşında, estetik bir kimlik kazanma çabasında en büyük yönlendirici çoğu zaman ailedir.
Toplumun temel dinamiğini oluşturan aile yapısını incelediğimizde, yeni oluşan bir insan karakteri varsa bu zaten en başta aile içindedir. Bir çocuk ruhunu ve bedenini dünyaya gelirken annesinden emanet alır. Belli bir yaşa kadar hayat deneyimlerinin ilkinde yanında ailenin olması, düşünsel öğretileri kodlarına yerleştirir. Kalıplaşmış yargılar, zihnin karanlığına içten içe yanan bir mum bırakır.
“Sanata dair bir şeyler yapmanın uzun vadede bir şey kazandırmayacağı” önyargısı. “Boşa emek harcıyor olmak” algısı. Toplumca gerekli değeri görmeyen, göz ardı edilen bir gerçek. Zihindeki karanlığı bu sağlıksız yargıların aydınlatması, yolun önünü ne kadar açabilir?
Aile baskısı her zaman bağırarak gelmez. Bazen masadaki susuştur. Bazen “asıl işin” cümlesidir. Bazen de sevgiyle paketlenmiş bir uyarı: “Sonra aç kalırsın.” Sanatçı adayı bu cümleleri içeride çoğaltır. Fırça, kalem, sahne veya ses — hangisi olursa olsun — önce evin eşiğinden geçmek zorundadır.
Artistic Dergi olarak bu eşiği konuşmak istiyoruz. Çünkü derginin sesli olması tesadüf değil. Duyulmayan cümleleri, duyulur kılmak; yazılanı kulağa, kulağı da başkalarının odasına taşımak. Aile masasında “sanat iş değil” denilen yerde, bir seslendirmenin tınısı başka bir kanıt olabilir: bu işin de bir disiplini, bir emeği, bir mesleği vardır.
Yol zor. Birlikte yüründüğünde ise başka. Yazar, editör, tasarımcı ve seslendirmen aynı sayıda buluştuğunda, evdeki o yalnızlık biraz dağılır. Bu yazı bir suçlama değil; bir emare. Sanatın evde nasıl doğduğunu, nasıl durdurulduğunu ve nasıl yeniden başladığını hatırlatmak için.